Posts

Devrimci yükselişlerin yeni durağı İran

Devrimci yükselişler zincir halinde bir coğrafyadan başka bir coğrafyaya, bir ülkeden başka bir ülkeye yayılarak genişliyor. Bir heyuladır adeta dolaşıyor dünya üzerinde. Son 11-12 ayın içinde Fransa, Sudan, Cezayir, Ekvador, Şili, Lübnan ve Irak’ta ardı ardına halk, isyan bayrağını yükseltti. Küçük veya büyük kazanımlar da elde edildi; Fransa’da Macron hükümeti geri adım atmak zorunda kaldı. Sudan ve Cezayir’de diktatörler devrildi, devrimci bir süreç başladı. Son zamanlarda ise ekonomik sıkıntıların yaşandığı Şili, Lübnan ve Irak’ta yoksullar, işsizler ve öğrenciler hayat pahalılığına karşı düzenledikleri eylemleri düzene karşı isyanlara, hatta devrimci yükselişlere dönüştürüp değişim isteğini haykırdı. Bolivya’da emperyalist darbeye karşı yerli halk, direniş safları oluşturmaya başlamış durumda. Son olarak da İran’da benzin fiyatlarına gelen zamma karşı halk sokağa çıktı ve İslam Cumhuriyeti'nin temellerini tekrar sarsmaya başladı. Görmezden gelinse de 2007 yılında başlayan ve

Devrimin 40. yıldönümü: İran İslam Cumhuriyeti’ne rağmen 1979 devrimini savunmak

11 Şubat 1979 tarihinde İran’da muhteşem bir halk devrimi gerçekleşti ve daha sonra devrimin içinden bir dini istibdad ortaya çıktı. Fakat dini istibdad 1979 devriminin doğal sonucu değildi. Devrim ve kazanımları köktenci İslamcı hareket tarafından çalındı. Bu sürecin gerçekleşmesinde sol ve toplumsal muhalefetin hatası da az değildi. Bu muhalefet iktidarı ele geçirme ufkuna sahip değildi. Kitlelerin yıkıcı gücünü gördü ama bu gücü kendi arkasına alabileceğine inanamadı. Halk devrimini savunma savaşı yıllar önce kaybedildi ama İslam Cumhuriyeti’ne karşı kitlelerin isyanı hiçbir zaman dinmedi. Yoksulluğa, baskılara ve devlet şiddetine karşı ayaklanmalar zaman zaman dini istibdadı sarstı. 1990’lı yılların başında İslam Cumhuriyeti’nin neoliberal politikalarına karşı gerçekleşen halk isyanı, 2009 yılında doğrudan istibdadı hedef alan halk isyanı ve geçen yıl Ocak ayında yoksulların öfke dolu isyanı bu mücadelenin sürdüğünü göstermektedir.   Halkın mücadelesi daha önce sarsılmaz gö

The Rage of the Poor in Iran

The protests against the high cost of living in the cities of Khorasan province on December 28th soon spread to many cities of Iran incredibly quick and almost turned into a revolt within a week. The protests primarily targeted the high cost of living, financial difficulties, and corruption. However, they quickly became politicized and began to target the foundations of the Islamic Republic (IR), namely the religious autocracy. The slogans quickly turned from “death to the high cost of living” to “death to the dictator.” These demonstrations and protests emerged as a result of the spontaneous act of the masses. Currently, it does not have any leading or coordinating center. It is still in its early stages and needs some basic organs, such as local committees and councils to lead it to go further. Due to the present weakness of the progressive opposition forces in Iran, there is no revolutionary structure to lead the movement. But this spontaneity and being leaderless, for this moment

İran’da yoksulların öfke dolu isyanı

28 Aralık’ta Horasan’ın kentlerinde hayat pahalılığına karşı başlayan itirazlar kısa süre içinde hayret uyandıracak bir hızla İran’ın birçok iline yayıldı ve bir hafta içinde adeta bir halk isyanına dönüştü. Başta itirazlar sadece hayat pahalılığını, geçim sıkıntılarını ve yolsuzlukları hedef almaktaydı. Ancak bu itirazlar hızla politikleşti ve İslam cumhuriyetinin bütünlüğünü, yani dini istibdadı hedef almaya başladı. Sloganlar hızla kahrolsun pahalılıktan, kahrolsun diktatörlüğe dönüştü. Bu itirazlar ve eylemler, kitlelerin kendiliğinden harekete geçmesi ile ortaya çıktı. Şimdilik herhangi bir öndere veya koordinasyon merkezine sahip değildir. Henüz ilk aşamalarındadır ve bir ileri seviyeye geçmek için halk komiteleri gibi temel organları bile oluşmamıştır. İlerici muhalif güçlerin İran’daki fiziki zaafından dolayı harekete önderlik edecek bir devrimci yapı da ortada yoktur. Fakat bu kendiliğinden oluşu ve başı boşluğu şimdilik ona büyük yıkıcı bir güç katmaktadır. Bu güç İslam cu

İran’da Cumhurbaşkanlığı Seçimleri: Bir strateji olarak dini istibdat rejimini seçimle terbiye etme arzusu

İran’da 12. cumhurbaşkanlığı seçimleri 19 Mayıs günü gerçekleşti. Oylama sonuçlarını temel alırsak Hasan Ruhani zorlanmadan seçimleri kazandı diyebiliriz. Zorlanmadan dedim; zira Ruhani en yakın rakibi olan İbrahim Reisi’nin 15,5 milyon oyuna karşı 23,5 milyon oyla tekrar cumhurbaşkanı olarak seçildi [i]. Bu sonuçları (dünya) ana akım medya mantığıyla değerlendirirsek İranlılar, İslam cumhuriyeti devletinin dayatmak istediği adayı (yani Reisi’yi), dolayısıyla aşırılığı reddetmiş, itidal yolunu seçmiş, reformların devamının gelmesini istemiş ve Ruhani’nin ilk cumhurbaşkanlığı dönemindeki icraatlarını onaylamıştır. Bu değerlendirmelere göre İran halkı (%73 gibi büyük bir oranla) seçimlere katılarak akıllıca davranmış, mantığın öne sürdüğü seçeneği değerlendirmiş, ani büyük değişimlere hayır demiş, sabır gerektiren bir yola çıkmış, yavaş da olsa düzen içi reformlara güvenerek İran İslam Cumhuriyeti’ni ıslahat yoluna ve ülkeyi barışçıl bir şekilde dünya düzenine iltihaka doğru itmiştir.